Otomobil dünyasında Bugatti, Bentley ve Porsche gibi lüks markalar nasıl Volkswagen grubuna bağlıysa saat dünyasında da Longines, Blancpain, Tissot ve Rado gibi pek çok büyük marka Swatch grubuna bağlı. Tabii Richemont ve Citizen gibi gruplar da var ama bizim konumuz Swatch. Bu gruptaki ünlü markalardan biri de en popülerlerinden biri olan Omega. 2022 yılında Swatch, Omega ile el ele verip MoonSwatch serisini çıkarmış, dünyanın en ünlü kronograf modellerinden Speedmaster’ı farklı renklerle yeniden yorumlamıştı. Bunun sonucunda, Speedmaster görünümünde olan Swatch modelleri piyasaya sürüldü.
Bunun önemini şöyle anlatim. Speedmaster, gidip bayiden almak istediğinizde 6-7 bin dolardan başlayan bir saat. Kendisine fazlasıyla benzeyen bu Swatch modelleri ise şu an 270 euro. Güncel olarak 12.700 Türk lirası. Ayrıca çeşit çeşit rengiyle de çok dikkat çekiyor. O yüzden de dünya genelinde ses getirmişti. Mağazaların önünde kuyruklar falan oluştu yani.
Ama modeller ilk çıktığında kasanın boya atması, butonların yerinden çıkması gibi şikayetler çıktı. Tabii bu problemler her saatte yoktu. Bunlar bir yana dursun, saatin eldeki hissiyatı, alanları pek memnun etmemişti. Çünkü Swatch, bu saatlerde bioceramic adını verdiği bi malzeme kullanıyordu. Bunun hissi de direkt plastik gibi olduğundan saat, oyuncak gibi geliyordu. Tabii Swatch özelinde değerlendirirsek alışılmadık bi durum değil bu. Ama gidip çelik saatle karşılaştırırsak bu durum hâlâ geçerli.
Bunların üstünden tek tek geçeceğiz ve en sonda da bu saati kimler almalı veya almamalı diye konuşacağız.
Neden MoonSwatch İsmi?

Öncelikle isimden başlayalım. Swatch ile ortaklaşa çıkarılan bu serinin adı MoonSwatch. Omega Speedmaster’dan ise çoğunlukla Moonwatch diye bahsedilir ki bu tam da doğru sayılmaz. Moonwatch ismi direkt Speedmaster serisini karşılamaktan ziyade Speedmaster’ın spesifik bi modelini karşılıyor.

O model de NASA’nın 1969’daki Apollo 11 görevinde, yani Ay’ın yüzeyine yapılan insanlı ilk uçuş görevinde kullanılan modeldi. Bu görevde Neil Armstrong, kendi Speedmaster’ını uçuş aracında bıraktığından, Buzz Aldrin, Ay’ın yüzeyinde saat takan ilk insan oldu. İşte bu görevin ardından Speedmaster, Moonwatch diye anılmaya başladı. Ama dediğim gibi bu sadece belli bir modelin ismi. Benim şahsen favori Speedmaster modelim First Omega in Space mesela.
Şimdi Swatch her ne kadar saatçilik bakımından önemli bi marka olsa da özünde düşük fiyatları ve basit modelleriyle genel kullanıcıya hitap ediyor. Omega ise kasa işçiliğinden mekanizma kalitesine kadar her yönüyle lüks kesime hitap eden ve sık sık Rolex’le karşılaştırılan bir marka. İki markanın böyle bir anlaşma yapması ve sonucunda da son derece popüler ve fiyatı sebebiyle ulaşması zor olan bir modeli geniş kitlelere yayması, kimilerine göre Omega’nın marka değerini geriye çekiyor. Ama bunun tam tersini düşünenler de var. Biz elimizdeki saate dönelim.
Kutu

Alacağınız MoonSwatch modeline göre kutu tasarımı da değişiyor. Örneğin bu, orijinal Speedmaster’a en çok benzeyen Ay modeli. O yüzden kutu üstünde Mission to the Moon yazıyor. Alt tarafa baktığınızda, aldığınız modele göre o gök cismi hakkında detaylar yazıyor. Yukarıdan aşağı sıcaklık, mesafe, yer çekimi kuvveti ve atmosfer bilgisi var. Yan tarafında Omega ve Swatch logoları, onun da yanında o gezegendeki sıcaklığın maksimum ve minimum seviyeleri yazıyor. Bi altta da serinin diğer model isimleri var.
Dıştaki kartonu ayırınca içerideki kutuyu açıyor ve saatle karşılaşıyoruz. Yanında da bilgi kitapçığı gibi kağıtlar var. Kutunun içi de dışı da full karton. Onun dışında bir şey yok.
Bioceramic nedir?

Saatin kasası Swatch’un kendi ifadesiyle bioceramic ama siz bunu seramikle bir tutmayın tabii. Bioceramic denilen malzeme, bir karışım. İçinde seramik tozu da var plastik de var ama bu plastik petrol değil, Hint yağı bazlı. Yani bitkilerden elde ediliyor.
Markanın söylediğine göre seramik malzeme saate hoş bir his verirken ki ben o hissi pek yakalayamadım, Hint yağı bazlı plastik de esneklik sağlıyor.
Bunlar işin detayları tabii. Pratiğe bakarsak saati elinize aldığınızda oyuncak gibi geliyor. Çünkü bu saat sadece 29 gram ağırlığında. Dışarıdan baktığınızda Speedmaster’a çok benziyor olsa da elinize aldığınızda o hafif hissiyattan dolayı tabir yerindeyse bi sönüyo.
Kasa

Saatin ölçüleri büyük oranda Speedmaster ile aynı. 42 mm çapı, 13 mm kalınlığı, 47,30 mm boydan boya genişliği ve 20 mm boynuz aralığı var. Bilekte duruşu çok güzel.
Kasa detaylarına bakacak olursak saate ufak tefek hoş detaylar eklenmiş. Önde takimetre var. Yan tarafta saati ve kronograf fonksiyonlarını kontrol edebildiğiniz tepeler var. Ortadakinde Omega ve Swatch logosu bulunuyor. Arka tarafta direkt pil konumundaki Ay dikkatinizi çekmiştir. Bu da siz hangi modeli aldıysanız ona göre değişiyor. Onun altında model ismi ve su geçirmezlik gibi detaylar var. Bu arada saat, 30 metreye kadar su geçirmiyor. Bu da sıçramalara dayanıklı demek. Suya sokmanızı tavsiye etmem.
Arka tarafta kasanın etrafını çevreleyen sloganımsı yazılar var. Burada kabaca “görevin tadını çıkar,“ “Büyük hayaller kur,” “daha yükseğe uç,” “Evreni keşfet“ ve ”Gezegenlere uzan” yazıyor.
Kadran

Kadrana gelecek olursak, bu saat daha önce de dediğim gibi bir kronograf modeli. Bunlar da saniye, 60 dakika ve saniyenin 10’da 1’ini gösteren küçük kadranlar. Akrep, yelkovan ve saniye kolları Speedmaster ile aynı tasarımda. Ama Speedmaster’daki küçük kadranlar farklı.
Cam
Cama geldiğimizde de akrilik, yani plastik bir malzeme görüyoruz. İşin ilginç yanı, saatin ilham aldığı orijinal Moonwatch modelinde de bu böyleydi. Bugün bi Speedmaster almayı düşünürseniz ister önünde ve arkasında safir cam olan ve bu sayede mekanizmayı izleyebildiğiniz bir modeli isterseniz de tarihi açıdan daha isabetli olan, plastik camlı ve arkası kapalı olan bir modeli seçebilirsiniz.
Bezel

Bezele baktığımızda takimetre görüyoruz. Bu da ilk seferde anlaması zor görünen bi komplikasyon. Bu özellik sayesinde, hareket eden bir nesnenin 1 kilometrelik mesafeyi kaç saniyede ve ortalama ne kadar hızla gittiğini ölçebiliyorsunuz.
Kullanmak için önce bi başlangıç ve bitiş noktası belirlemeniz ve saniye kolunu 12 noktasına almanız lazım. Objeniz başlangıç noktasını geçerken siz de kronografı başlatıyorsunuz ve bitiş noktasına geldiğinde durduruyorsunuz. Saniye kolu da bu noktada takimetredeki bir sayıya denk geliyor. O sayı, sizin objenizin ortalama hızını gösteriyor. Örneğin saniye kolu 8’e denk geliyorsa, sizin nesneniz 1 kilometreyi saatte ortalama 90 km hızla gitmiş demek. Saatte ortalama hızı bulabildiğiniz gibi o hızla 1 saatte ne kadar mesafe gittiğinizi de ölçebilirsiniz.
Kordon

Şimdi saatin en sevilmeyen yanına geldik, Kordon… Saat ilk çıktığında kordonu üzerine çok fazla şikayet geliyordu. Hatta o kadar şikayetin ardından Swatch, kauçuk kordonlar bile çıkardı. Bunlardan da bahsetcem ama önce standart kordon neden beğenilmiyor onu anlatim. Öncelikle cıt cıtlı bi kordon olmasına rağmen normalden kalın ya da ince bir bileğiniz varsa orta noktayı bulmak biraz uğraştırıyor. Çok konforlu olduğu da söylenemez. Zaten genelde bu saati alanlar, hemen ardından farklı bir kordon siparişi de geçiyor. Aklınızda olsun.

Swatch’un kendi çıkardığı kauçuk kordonlar bunlardan bi tık daha iyi ama bunlar popüler modeller olduğundan, internette orada burada kordon bulmanız da mümkün.
Mekanizma
Saatte pilli bir mekanizma var. O yüzden de saniye kolu akmıyor, adım adım ilerliyor. Çok sesli çalışmıyor tabii ama çok sessiz ortamda fark edilebilir bir tık sesi var.
Kapanış
Şimdi bu saati almalı mısınız? Tek saatlik bir koleksiyon düşünüyorsanız bence hem bu fiyat seviyesinde hem de bu tasarımda farklı alternatiflere yönelmek daha doğru olur. Çünkü bu saat, paslanmaz çelik bir saat gibi sağlamlık hissi vermiyor. Bu daha çok keyif için, diğer saatlerinizin yanına alacağınız bir modelmiş gibi geliyor bana. En azından önerim bu olur. Ama saat koleksiyonu yapmıyorsanız ve bu modeli sevdiyseniz, öyle gündelik bir saat olarak kullanırım diyorsanız da buraya kadar anlattıklarımı dikkate alarak yine bu saatten keyif alabilirsiniz. Şahsen bu seride favorim, kadrandaki gezegen detayıyla Satürn oldu. Ama ona gelene kadar kendi listemde çok model var.
Swatch, Omega’nın Blancpain markasıyla da ortak modeller çıkarıp bu sefer de Fifthy Fathoms’ı yeniden yorumlamıştı. Peki siz, Swatch’un premium markalarla bu tarz iş birlikleri yapması konusunda ne düşünüyorsunuz?




