Menu

Oris Marka Hikâyesi

Oris’in hikayesi, 1904 yılında, İsviçre’nin Hölstein bölgesinde başladı. Bu zamanlarda İsviçre hızla büyürken Hölstein, tarımla geçinen bi bölgeydi. Ama yönetim, ülkenin bu hızlı gelişiminden payını almak istemiş ve İsviçre’nin diğer bölgelerindeki gibi saat üretimi yapmak için bir fabrika kurdurmuştu. Fabrikanın ikinci sahipleri olan Paul Cattin ve Georges Christian, bu fabrikaya yakınlardaki bir derenin ismi olan Oris’i uygun gördü.

Oris fabrikası, tarımla geçinen bu bölgenin yerlilerine yeni bir bakış açısı sundu. Çiftçiler, saat endüstrisinde çalışıp aile geçindirilebildiğini görmüş, bu sebeple de çocuklarını bu sektöre yönlendirmeye başlamıştı. Bu durum da takip eden yıllarda Oris’in hızlıca büyümesini sağladı. Bir noktada, bölgenin en büyük işvereni oldu.

1920’lerde havacılığın da gelişmesiyle birlikte Oris, pilot saatleri üzerine yoğunlaştı ve en ikonik modeli diyebileceğimiz Big Crown’ın ilk adımlarını atmış oldu. O model de 1938’de tanıtıldı. Adından da anlaşılacağı üzere, büyük tepesiyle dikkat çekiyordu. Farklı markaların da pilot saatlerinde tercih ettiği bu tasarım, o zamanki pilotların büyük eldivenlerle saatlerini kolayca ayarlayabilmelerini sağlıyordu.

Oris’in dalgıç saatlerine geçişi ise yine su altı maceralarının popüler olduğu 1960’lara dayanıyor. Markanın ilk dalgıç saati olan Divers Sixty Five’ı 1965’te gördük. Bizim bu videoda inceleyeceğimiz Aquis ise Sixty Five gibi yoktan çıkan bir model değil. Kendisi, Oris’in o zamana kadar çıkardığı pek çok başarılı modelden ilham alan, özgün bir saat. Aquis’in ilham aldığı saatler arasında; kronolojik olarak Full Steel, TT1, TT Diver ve ProDiver var. ProDiver 1000 metre suya dayanıklı, 51mm çapında olan kallavi bi saat olduğundan günlük kullanıma pek de uygun değildi. Ama kendisinin törpülenmesiyle 2011 yılında Aquis çıktı.

Markanın, ömrü boyunca aldığı 2 büyük darbe var.

İlki 1930’lu yıllarda, İsviçre’nin kendisinden geldi.

Oris

12 Mart 1934’te oldukça ilginç olan bir karar duyuruldu ve saat üreticilerinin onay almadan eldeki teknolojileri değiştirmesi, yeni fabrika açması ve üretim yöntemini değiştirmesi gibi bir sürü imkanı engellendi. Yani Oris, olduğu noktadan ne ileri ne geri bi adım atamaz oldu. Şimdi bunu söyleyince akla ilk olarak şu soru geliyor: Saat üretiminde öncü olan bir ülke, neden kendi markalarının önüne taş koydu?

İsviçre Bayrağı

Öncelikle bu yıllarda, 1. Dünya Savaşı ve Büyük Buhran gibi kriz olayları yaşanmıştı. Dolayısıyla elimizde hem popülasyonu ve şirket sayısı gittikçe büyüyen yorgun ve yıpranmış bir ülke hem de bu ülkenin yorgun markaları vardı. Bu markaların hepsi de Oris gibi değildi. Çoğu marka, sırf Swiss Made ibaresinin bile para ettiğini gören kişiler tarafından kurulmuştu. Bu trene herkes atlayınca ucuz ve kalitesiz Swiss Made saatler ortalıkta dolaşmaya başladı. Bu ibare, tabir yerindeyse ele ayağa düşmüştü. Ortada çok sayıda şirket olduğundan çok fazla üretim yapılıyordu ama alıcı yoktu. Ne yaptığı belli olmayan bu şirketlerin büyük çoğunluğu, ortada fiyat dengesi de olmayınca bir bir iflas etti tabii. Artık işsizlik ve ekonomik kriz, ülkenin birincil sorunlarıydı. Bu gibi sebeplerden ötürü İsviçre yetkilileri olaya el attı ve saatçiliği düzene sokmayı hedefleyen bu yasa, hayatımıza girdi. Bu kararla birlikte yetkililer, yenilikleri kovalamak yerine eldeki düzende istikrar sağlamayı ve İsviçre saatçiliğinin imajını korumayı hedefledi. Bu karar, markaların belli bir oranın üzerinde büyümesini ve yer değiştirmesini bile engelliyordu.

İşsizlik

Rakipleri bu yasadan önce yeni mekanizmalara geçtiği için Oris, pimli mekanizmalarda uzun süre sıkışıp kaldı.

Saat endüstrisini sertçe silkeleyen bu karar sayesinde bazı markalar büyüme yaşarken çok sayıda üretici tutunmayı başaramadı. Bu aşamada çoğu marka birleşme yoluna gidiyordu. Bir şekilde üretimi devam ettirenler de hareket alanlarının sınırlanmasından şikayetçiydi. 30 yılı aşkın süreyi bu şekilde geçiren Oris, önüne konulan sınırların kendisini geri tutmayacağını gösterirmişcesine, pimli mekanizma kullanarak Oris 652’nin kronometre versiyonunu ortaya koydu.

Bu kısıtlamalar yetmezmiş gibi İsviçre, ilerleyen yıllarda Amerika ve Japonya gibi saat üreticilerinin gelişimini gördü ve buradan da baskılanmaya başladı. Bu sebeple yasada ilk kez düzenleme yapıldı. Her ne kadar baskılardan bahsetsek de bu dönemlerde Oris, Dünyanın en çok satan 10 saat markası arasındaydı. Bu da kendisini yatırımcıların gözüne soktu.

Bahsettiğimiz yasa, 1970’lerde hayatımızdan çıktı ama Oris, çoktan ikinci büyük darbeyi almıştı. Bu sefer Quartz Hareketi’nden…

1970’e geldiğimizde, yani Quartz Hareketi’nin kıyısındayken talihsiz Oris, beraberinde pek çok marka ile birlikte, günümüzdeki Swatch Grubu’na evrilecek General Watch Company tarafından devralındı. Ama bu süreç ne gruba ne de Oris’e yaramıştı. Markanın hem bağımsızlığı hem de üretim ritmi zarar görmüştü. Oris’in kimliğine aykırı olsa da kendisinden zorla quartz saat üretmesi istenmişti. Koskoca Oris’in hem kimliği zarar görmüş hem de marka, iflasın eşiğine gelmişti. Swatch Grubu da Oris’i tamamen kapatmayı planlıyordu. Tam bu noktada Rolf Portman ve Ulrich W. Herzog, Oris’i Swatch Grubu’ndan satın aldı ve böylece İkinci Oris Dönemi başlamış oldu. 1982’de tamamen bağımsız Oris SA şirketi kuruldu. O günden bugüne de marka, bağımsızlığını koruyor. Bu oldukça saygıdeğer bi hareket aslında. Çünkü kendini idare etmeye çalışan pek çok marka, çoğunlukla büyük bir şirketin bünyesine girerek işini garantiye almaya bakar. Oris ise bunun tam tersine gitti.

Buradan itibaren quartz’a sırtını dönerek tamamen mekanik saat üretimine odaklanan ve bağımsız şekilde hayatını sürdüren Oris, Pointer Date özellikli ikonik Big Crown modeliyle birlikte büyük bir dönüş yaptı. Devamında da doğru adımlar, yepyeni modeller, çevreci yaklaşım ve inovasyonlarla hâlâ ayakta durmaya devam ediyor. Kendisi oldukça aksiyonlu bir geçmişe sahip.

Beğen  
Yazar

Saatler üzerine konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir